Erdem Tahıllıoğlu


Engelli Kardeşlerimize Yardımcı Olalım


Merhaba sevgili okurlarım. Koronavirüs salgını nedeniyle sokağa çıkma yasaklarının genişletilmesinin ardından ilimizde gazetelerin yarın çıkmayacak olmasından ötürü bir süre Cuma günleri siz değerli okuyucularımla birlikte olacağım.

Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra Dünya Engelliler Günü dolayısıyla engelli kardeşlerimize vurgu yapmaya çalışacağım.

Dün Cuma hutbesinin konusu da ?Engellilik: Cennete kavuşturan imtihan" idi.

Toplum içindeki mağdur kesimlerden biri de engellilerdir . Hz. Peygamber´in engellilerle ilgili söz ve uygulamalarını ele alırken bu kesimi bedensel ve zihinsel engelliler olmak üzere iki kısımda değerlendirmek mümkündür. Bedensel engelliler içinde de âmâlarla ilgili rivayetler dikkati çekmektedir. Kur´ân-ı Kerîm´de âmâ kelimesi çoğu yerde manevî körlük, bir kısım âyetlerde de maddi körlük anlamında kullanılmıştır.

Abese sûresinde, özelde âmâların genelde ise engellilerin haklarına vurgu yapılarak onlara gerekli ilginin gösterilmesi hususunda şöyle buyrulmaktadır:

?(Peygamber) âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve geri döndü. Onun halini sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek yahut öğüt alacak da öğüt ona fayda verecek. Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince ona yöneliyorsun, oysaki onun temizlenip arınmasından sen mes´ul değilsin. Fakat koşarak ve Allah´tan korkarak sana gelenle ilgilenmiyorsun.? (Abese 80/1-10)

Bu âyetlerin nüzül sebebi olarak şu hadise anlatılır:

Hz. Peygamber bir gün Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden Utbe bin Rebia, Ebû Cehil, Umeyye bin Halef gibi kimselerle konuşuyordu. Onların Müslüman olmalarını istiyor ve bu konuda gayret gösteriyordu. O esnada âmâ bir sahâbî olan Abdullah bin Ümmi Mektûm gelerek Hz. Peygamber´e:

? Yâ Resûlallah Allah´ın sana öğrettiklerinden bana da öğret, dedi. Hatta onun başkalarıyla meşgul olduğunu fark etmediğinden bu sözünü birkaç defa tekrarladı.

Konuşmasının kesilmesinden dolayı canı sıkılan, bu hoşnutsuzluğunu yüz ifadeleriyle açığa vuran Hz. Peygamber onunla ilgilenmeyerek yanındakilere döndü ve konuşmasını sürdürdü. Çünkü bu ekâbir takımı, zaten kendilerine özel muamele edilmesini istiyorlardı. Efendimiz konuşmasını bitirip kalkacağı sırada yukarıdaki âyetler nazil oldu.

PEYGAMBER EFENDİMİZ ENGELLİLERE NASIL DAVRANIRDI?

Bundan sonra Hz. Peygamber, İbn-i Ümmi Mektûm´a iltifat ve ikramda bulunup halini hatırını sormuş ve zaman zaman ona:

?Ey kendisinden dolayı Rabbimin beni azarladığı zat, merhaba!? diye hitab etmiştir. (Râzî, XXXI, 50)

Hz. Peygamber, Mekke´de ilk îmân edenlerden biri olan bu âmâ zatı, Medîne´ye, Kur´ân öğretmesi için göndermiştir. Medîneli Berâ bin Âiz diyor ki:

Bize ilk hicret eden kimseler Mus´ab bin Umeyr ile İbn-i Ümmi Mektûm´dur. Bunlar (Medîne´de) halka Kur´ân öğretiyorlardı. (Buhârî, Menâkıbu´l-Ensâr, 46)

Bilal-i Habeşî ile birlikte Hz. Peygamber´in müezzinliğini de yapmış olan İbn-i Ümmi Mektûm (İbn Sa´d, IV, 207) âmâ oluşu yanında evinin camiye uzaklığını ve kendisini camiye götürecek kimsesinin bulunmayışını da mazeret göstererek, namazı evinde kılabilmek için Hz. Peygamber´den müsaade istemişti. Resûlullâh ise:

?? Sen namaz için ezân okunduğunu işitiyor musun?? diye sordu. O:

? Evet, cevabını verdi. Hz. Peygamber:

?? O halde dâvete icâbet et, cemâate gel? buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 255; Ebû Dâvûd, Salât, 46)

Bu haber cemaatle namazın ne derece önemli olduğuna vurgu yapmakla beraber, Peygamberimiz´in âmâ bir zatı toplumdan tecrit etmeyerek onu cemaat içinde bulunmaya teşvik ettiğini de göstermektedir.

Bunun yanında Hz. Peygamber değişik vesilelerle Medîne dışına çıktığı zaman, İbn-i Ümmi Mektûm´u cemaate namaz kıldırması için yerine vekil olarak bırakmıştır. Bu görevin kendisine on üç defa verildiği nakledilmektedir. (İbnü´l-Esîr, Üsdü´l-ğâbe, IV, 264)

Lütfen hiçbirimiz bir engelli adayı olduğumuzu unutmayalım ve engelli kardeşlerimizin toplumda daha çok yer almaları için elimizden geleni yapalım.

Haftaya görüşmek ümidiyle Allah´a emanet olun?