Emre Poyraz


Fatih Dindar Olduğu İçin Mi Başarılıydı?


Özellikle Osmanlı´da savaşların büyük birçoğunun iman gücüyle kazanıldığı söylenir. Peki madem iman gücü her şeyi yapmaya muktedir, öyleyse neden şu an İslam Dünyası gelişmiş ülkeler sıralamasında sonlarda?

Buna verilen cevaplar genelde klasik: Hak yolundan çıktığımız ve gerçek dini yaşamadığımız için Allah bizi cezalandırıyor.

Ortaçağ´daki kilise baskısını ve skolastik düşünceyi sert bir şekilde eleştiren ve bugün hala tartışmaların odak noktası olan başyapıtlardan biri olan ?Gülün Adı? isimli romanla başlamak istiyorum yazıma. Kitabın yazarı Umberto Eco yukarıda yazdıklarımın neredeyse tamamının o dönemki Hıristiyanlık inancıyla örtüştüğünden kitabında bahsetmiş. Yani Ortaçağ´da dünyanın süper gücü olan Osmanlı Devleti´nin ilerlemesindeki sebebin ?Hıristiyanların Tanrı´nın yolundan çıkmasına? bağlıyor. Yeni Ahit´te geçen Deccal ´in ise Osmanlı Devleti (bazı Vatikan kardinallerinin iddiasına göre Kanuni Sultan Süleyman) olduğundan bahsedilmiş.  Üstelik Avrupa´nın en yıkık ve tarumar halini yansıtan bu dönem, Katolik mezhebinin en baskın ve gerçek anlamda yaşandığı dönem. Bu durum mimaride bile kendisini fazlasıyla göstermiş olacak ki ekonomik anlamda sıkıntıda olan Avrupa, siyasi birliği olmamasına rağmen Gotik mimariyi dini motiflerde sonuna kadar sergilemiş. Öyle ki bugün hala şahane tarihi eserlerden olarak sayabileceğimiz devasa büyüklükteki Katolik katedrallerinin büyük çoğunluğu Ortaçağ döneminde inşa edilmişti.

Tekrar bize dönelim. Padişahların çok dindar oldukları, yere abdestsiz basmadıklarını dini menkıbelerde çoğunlukla duyarız. Peki savaşlarda büyük başarıların sebebi nedir? Dinin savaşlardaki konumu nasıldır, sadece dindar olmak, kazanmak için yeterli midir?

Sözün burasında aklımıza gelen ilk isimlerden biri şüphesiz ki Fatih Sultan Mehmed Han. Büyüklüğü, dehası tartışmalara açık olmayan büyük Osmanlı mareşali? Fatih´in savaşları kazanmasında dindarlığının rolü ne? İsterseniz Fatih hakkında yanlış bilinen birkaç doğruyla konuyu açalım.

Zannedildiği üzere Fatih kendi döneminde ve özellikle tahta ilk çıktığında sevilen ve korunan bir padişah değildi. Tersine devletin a takımı olarak bilinen ulemanın ve halkın bütün gücünü elinde tutan Sadrazam Çandarlı Halil Paşa, Sultan Mehmed´in tahtını Fetih öncesinde epeyce sallamıştır. Fatih´in batı ilmine merak sarması ve yenilikçi bir padişah olması, onu sevmeyenlerin ekmeğine yağ sürmüş; gâvur padişah olduğu bile söylenmişti. Tahta geçtikten sonra kurdurduğu kütüphanesinde batılı kaynaklara dini kaynaklardan çok daha fazla yer vermesi, o dönem tebaa( halk) tarafından bolca eleştiriye maruz kalmasına sebep olan başka bir unsur olmuştu. Hatta İstanbul´un fethinde bizzat kendi tasarladığı toplar bile ulema ve halk tarafından gâvur icadı ilan edilmiş, gelişimin önü kesilmeye çalışılmıştı.

Fatih´in Roma sanatına ve ressamlarına duyduğu hayranlık onu İtalyanca öğrenmeye teşvik etmişti. İtalyan ressam Bellini´yi İstanbul´a davet etmiş, resim sanatının şirk olarak kabul edildiği Osmanlı Devleti´nde kendi portresini yaptırmış, halkın tepkisini fazlasıyla üzerine çekmişti. Ünlü tarihçi yazar Homeros´un Truva Savaşlarını yazdığı İlyada´sını ve Odessa´yı asıl kaynağından okumak için hususi olarak Yunanca´yı öğrenmişti. Hatta Yunan mitolojisinden o kadar etkilenmişti ki tarihteki ilk Doğu-Batı savaşlarından biri olan Truva Savaşında kendini ve ülkesini doğunun modern temsilcisi olarak görmüş ve İstanbul´u fethedip İmparator Konstantin´i öldürdükten sonra rivayete göre ?Hector´un intikamını aldım!? sözünü kullanmıştır. Aynı sözü Atatürk´ün de Kurtuluş Savaşı sonrası söylediği rivayet edilir. Burada ismi geçen Hector ise doğunun temsilcisi olarak nitelendirebileceğimiz Truva prensi olan yiğit savaşçı Hector´dur.  Fatih´in kendini Müslüman olmayan biriyle özdeşleştirmesi okuyanlar için başta garip gelecektir, konuya nereden baktığımızla alakalı tabii?

Buraya kadar anlattıklarımız Batı özentisi yaratmak ya da Fatih´in dindar olmadığını ispat etmek değil, tersine örnek Müslümanlığın asıl Fatih´inki gibi olması gerektiğini bir nebze olsun göstermektir. Onun Batı ilmine gösterdiği ilgi, kendi kültürüne ya da dinine yabancılaşması gibi yorumlamak yanlıştır. Tersine Fatih´in Batı dillerindeki ustalığı, Arapça ve Farsça kalem oynatabilmesi kendi kültürüne ve diline olan ilgisini göstermektedir. Üstelik Fatih Batı´nın ve çağının öyle ötesinde bir münevverdir ki onunla zaten Avrupalı hükümdarları karşılaştırmak mümkün bile değildir. O dönem Avrupa´da en oryantal bilgiye sahip olan hükümdarlar İbranice´den öteye geçemezdi. Osmanlı Devleti ise Fatih´in yaktığı meşaleyle çağının ötesinde bir teknolojiye sahip olarak Cihan´ı titretti.  Bizzat tasarladığı toplar ise yüzyıllarca nice savaşları kazanmamızı sağladı. Fatih´in devleti kurumsallaştırmadaki attığı adımlar torunlarına ilham oldu. Yüzyıllar sonrasında bile anılan büyük bir devlet adamı olarak tarihe adını yazdırmayı başardı.