Alper Duran


Fikri Cemre

“insan sadece adele ve iskelet değildir, aynı zamanda can ve vicdandır.”


Kitapların tozlu raflardan indiği, samimiyetsiz düzenlerin pabucunun dama atıldığı, sömürgede beyni uyuşmuşların aydınlığa uyandığı, ajan işgalinin fetih sıcaklığında eridiği, mutaassıplığın vahşete dönüşen ahtapot kollarının kökünden kesildiği, modern anarşi kargaşasının salim bir ortama dönüştüğü günlere merhaba demenin heyecanı diri olsun yüreklerde. Dünün popülist söylemleri ve geçmişin bizi ayıran tenkitlerini kevgirden geçirip, yıkıcılık tutkusuyla hareket edenleri ayırıp, soyluluk değil sorumluluk akidesiyle tabakasız ve topyekûn bir inkişaf için ortaya atılmanın vaktidir. Kaderin cilvesi dönüp dolaşıp milletimizi bulurken, topraktan yaratılanların adalete zeval getirmeden ateşten yaratılanlara ve onun hizmetkârlarına karşı mücadelesi başladığında, boynuzlu koyunun boynuzsuz koyundan ve dahi kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağına inanıp bu hassasiyetle yol alınması ilk şarttır.  Zümreler boy boy ve müsavi ilerlerken, Anadolu’nun müthiş çocukları kasıntılardan münezzeh ve endişesiz bir şekilde tüm dünyaya yayılacaktır.

 

Aşırıların ve tutucuların bitkisel hayatlarında, susuz manifesto marifetiyle kendini reklam eden gelenekçi tarafta gözüküp, komünizme muhabbet duyanları bilirim. Parodi sahnelerinde görünüşleri haşmetli, sözleri vasat oyuncuların yönetmenin eğilimlerine mahkûm olduğunu da bilirim. Tekniğin ve kültürün kardeşçe ilerleyip medeniyet semtine ayak bastığı, kalpleri istila eden ve hür düşünceyi kodeslerde saklayan mahpushanenin girişinde ya da kapılarında yazılı sözlerin hükümde kalmamıştır. Hırslarına yenilen politikacılar, sürekli müdafaa etmenin hastalığını mesleki çekmecelerine saklasınlar. Otantik görünümlü hastalıklar sebebiyle nüksedecek rahip kokulu ve ortaçağ tılsımlı telkinlere gönlünü kaptıranlar, bizim aşkımızın huzurunda gölgelenemeyecektir. Zira söz devrinin kapandığı, fikri ve cehdi rüzgârların gençliğin yüzüne ferah ferah estiği dönemler başlamıştır.

 

Fikri cemrede, yöntem nasıl olmalı ve hangi adımlar atılmalı diye umdeler sıralayacak değilim. Zira o asil ve şanslı nesil, kendi şartlarının durumuna göre inandıkları idealler uğruna fersudeleşmiş tartışmaları bırakıp, kuvvetli ve seciyeli çözümlemelerini yapacaktır. Ben şarkılar söylemenin, dostça paylaşımlar yapmanın ve istikbal için yakışıklı pozlar vermenin keyfini çıkarmayı tercih ediyorum. Keşke şu karanlık çağların tabutunu hazırlayanlara çıraklık edebilsem de, ruhum musiki eşliğinde mesrur olabilse. Keşke ile başlayan bakış açılarını pek dikkate almasam da, her insan üzüntü ve sevinç anında tutarsızlık yaşayabilmektedir. Tutarsızlığımı da, vazife şuuruyla hareket eden bu davanın parlak, zeki ve ahlaklı mühendisleri ile teknisyenlerinin ihlaslarından duyduğum heyecana sayınız. Bu asilzadelerden neş’et edecek yeni düzenin muhakemesi ilim, meşalesi ilim, imanı ve inancı ilim olacaktır. Densizliğin, münkirliğin ve fecri yanıltan ziyaların uzağında; müşterek hakikat ve değerler ile medeniyetin müesseseleri fıtrata uygun bir şekilde tanzim edilecektir. Muamma ve meçhuliyetin fanileştiği, ahlaki ve fikri görevlerin mukaddimesinden nihayetine kadar uzanan köprülerin inşa edildiği irfan çağları kurulacaktır.

 

Bilinmeyeni izaha kalkışmanın sancılı halinden dem vuranlar, bir bakıma haklı olabilir. Yine okumadan ve diyalektik terennümünden geçmeden bilmişlik taslayanlarla anlaşmak zor olabilir. Teslim olmamak, cehdi safhaya atılan en büyük adımdır. Kudretli bir azimle mücadele etmenin hazzı, belki sadece şehadet makamında vardır. Diğer türlü bu güzel hissiyata ikame olacak bir duygu var mıdır bilemiyorum. Çünkü insanın biyolojik olarak yeme, içme, dinlenme, uyuma gibi hasletlerinin yanında, daha fazla mutmain olduğu durumlar da vardır. Ali Fuad Başgil’in dediği gibi “insan sadece adele ve iskelet değildir, aynı zamanda can ve vicdandır.” İşte şahsımıza tevdi edilen asgari görevlerin mucibince amel edilmesi, insanlığımız ve Müslümanlığımızın mesruriyet tablosu olacaktır. Bu durum sonunda kalpler ve ruhlar vicdanın şehr-i sadr teşbihinde berraklaşacaktır. Sözler, düşünceler, insanlar ve şehirler gümüş ibrik ve zümrüt leğenlerle pür-i pak haline gelecektir. Fizikçiler ilahi hakikatin her şeyi kuşattığına kani olduğunda; faraziyeler ve ihtimaller filozofların su almaya başladığı kırık vapurlarında deryalara gömülecektir. O deryalar ki, içinde sonsuz hayatları misafir edip bağrına basarken, her lahza yeni bir ilmi gerçeği haykırmaktadır. Görene, bilene, duyana ve hissedene.

 

Dünyanın yeni düzeninin eşkâli, hep Türkiye’yi andırmaktadır. Bu rüya beni her gece uykumdan uyandırıp, ruhumu bayırlarda gezdirirken, batılı zelzeleye tutuşturup ürküttüğünü hissediyorum. Nihayetinde ürküp ve uçurumdan sürüklendiğini görüyorum. Sezgilerimizi, sadece çıplak deliller üzerinden muhakeme edecekler varsa, başka takımda top koşturabilirler. Nitekim bazı hususlar delillerin maddi hükmüyle değil, basiret ufkunun yüceliğiyle izah edilebilir. Yoksa gözü görmeyen, kulağı duymayan ve kalbi hissetmeyenler bahane dağları üretip üzerine çıkıp alaycı şaklabanlık yapacaktır. Onun için asayiş ve halasımızı idrak edecek formasyonu olmayanlara izah edip, beyhude yorulmayı da düşünmüyorum. Çünkü bu muhit, istismarla şahsi menfaat sağlayıp selameti tehdit edenlerin değil, söz ve fiiliyle ölçülü davranıp kemale erenlerin muhitidir. Zaten onlar fehim yolcularıdır.

 

Bunlarla birlikte her şeyin süt liman olmayacağı hakikati de akıllardan çıkarılmamalıdır. Başta dost görünümlü korkaklar olmak üzere bütün nasipsiz gâvurlar; kanaat serbestliğine dayanarak yıkıcı ve moral bozucu lakırdılara tevessül edebilir. Rivayetler sıralayıp, siyasi, iktisadi ve felsefi açıklamalarla toplumsal cerrahlığa soyunabilir. Bazen ümitlerin kopma noktasına geldiği, karanlıkların her yanı sarmaya başladığı, sabahların bir türlü gelmez olduğu, faziletin, fedakârlığın ve mücadelenin çölde su arayan adamın perişanlığına dönüştüğü zamanlar olabilir. Yine barbarların avaneleri, diri ruhları ve milli şuurları istihale etmek için dört bir yanı melanetle kuşatabilir. Bu saldırıların milyon sene süreceği konuşulabilir ve madde madde sıralanarak, kalplere korkular salınabilir. Hatta muayyen vakitlerde ve mekânlarda şiddeti ve zulmü artırıp, geri adıma zorlanabilir. Ancak ittihadı-ı islamın teşkili ve buna inanan milletlerin sulh ve selameti için sabır ve azimle yaren, ilim ve samimiyetle kardeş, hakikat ve umutla meşgul olmaktan geri adım atılmamalıdır.

 

Fikri cemre, vakarlı ve tevekkül ehlinin ulaşacağı makamdır. İnancıyla Cehdi cemreye yükselip, Allah’ın lütfu ile dünyaya bahar getirenlerin ve selamete erenlerin makamıdır.