Alper Duran


Gerçekleri Konuşmayın

Gerçekleri Konuşmayın


Şu fani ömürde ciltlere sığmayacak güzel dostluklar kurdum. Her biri Ebubekir (ra) misali sadık ve kıymetli yarenlerdir. Kimseyle pek düşmanlığım yoktur. Dedikodu ve varsayımcı kölelerin düşük tavırlarından dolayı bazı kişilere elbette tavrım vardır. Onun haricinde her insanın hatasının olabileceğini kabul eder, ufak tefek mevzuları büyütüp mesele yapmaktan kaçınırım. Dini ve milli değerlerime el ve dil uzatılmadığı müddetçe, birtakım polemikleri zamana bırakmayı ve zamanın seyrinde çözmeyi tercih ederim.

 

Allah her insana bir karakter vermiş, lakin akıl ve ferasette ihsan etmiştir. Bunu yerli yerinde kullanmak icap eder. Bu nimetin aynı zamanda bir emanet olduğunu da, unutmamak gerekir. Büyüklerimizin tavsiye ettiği gibi, sözü yedi düşünüp bir konuşmak gerekir. Doğru sözden de ayrılmamak lazım gelir. Aslında bu ve buna benzer tavsiyeler hemen herkesin diline pelesenk olmuştur. Fakat şu uslanmaz dünyada hayat böyle işlemiyor. İnsanlar hakikatle ilgili hususlarla muhatap olmak yerine, sadece edebiyatını yapmayı yeğliyor.

 

Zaman zaman yaşadığım sorunların temeline baktığımda, düşündüklerimi birebir ifade etmekten kaynaklandığını tespit ettim. Bir tanıdığım yahut arkadaşım ile bir mevzuyu istişare ederken, hissettiklerimi hesapsız şekilde iletmeyi tercih ederim. Aksi halde zaten içten pazarlıkçı ve ikiyüzlü olurum. Ama bu hayat bana şunu gösterdi ki, öyle pek delikanlı olmaya gerek yoktur. İçten bir şekilde hissetsen dahi, bırak doğruları, doğrulara yakın cümleler bile muhatabını huzursuz etmektedir. Adalet, doğruluk ve hakikat gibi sözler kitaplarda zaman zaman tavsiye niteliğinde yazılsın dursun. Mevcut insanlık, bu gibi kavramları konuşmayı sevse de, muhatap olmaktan pek hazzetmez. Zira insanlar mutlu olacakları sözcükleri işitmeyi tercih etmektedir. Hz Ömer’in bir gün hutbede cemaate “Ben haktan ayrılırsam ne yaparsınız” sorusuna cemaat için bir sahabenin “Seni kılıcımla düzeltirim ya Ömer!” diyaloğunu, hikâye niyetine dinlemenin ve işimize geldiği zaman anlatmanın dışında bir anlam ifade etmediğini müşahede ettim.

 

Dünyalık nazardan bakıldığında kaybettiklerimin çoğu, samimi bir şekilde yaptığım açık sözlülükten kaynaklanmaktadır. Bu sebeple bir üzüntüm, ya da heder olmuşluğum yoktur. Bundan sonra da aynı minval üzere devam edeceğim. Zira inancım ve ahlakım bunu gerektiriyor. Ama siz siz olun başta şahsıma, sonrasında da muhatap olduğunuz hiç kimseye hakikatten dem vurmayın. Zira hakikati kaldıracak yüreğimiz yoktur. Doğru sözleri, içimizdeki kötülük tarlası hemen fırsata çevirerek zehir üretmektedir. Zihnimizin rafları, zehirli mamullerle dolup taşmış durumdadır. Bu mamullerden beslenince, kıylükal ve çekiştirme sarmalı yedi cihana yayılmaktadır. Bu yaygaradan etkilenmek istemeyenler, günahkâra masum, soysuza asil ve yalancıya musaddık gibi davranması icap eder. Diğer türlü mâşerî cinnetle mücadele etmeyi göze almalıdır.

 

İstikametsiz ve ciddiyetsiz âdemlere, olmamışı konuşmak daha çekici gelmektedir. Herkes kendi takımına taraftar, oyununa şakşakçı, cenazesine matemci ve fikrine kiralık tebaa aramaktadır. Böylesi bir düzende doğruları kaldıracak kaç yürek vardır? Pek az... Belki de yoktur… Çünkü ahmaklık ve taklitçilik çarmıhında çivilenmiş vaziyetteyiz. Her yanımıza bulaşmış olan köksüzlük ve ufuksuzluğu, başka saiklerle örtme gayretindeyiz. Bunun önemli sebeplerinden biri de, gerçekleri zikredenlerin birkaç kişi, dolduruşu yapanların ise büyük bir yekûn tutmasıdır. Acı veren gerçekler yerine mutluluk veren dedikodu, zan, varsayım ve dolduruşların daha çok tercih edilmesidir. Bu nedenle okurlarıma hayata dair birçok konuda tetkikler yaparken, bu mühim meseleyi de atlamak istemedim. Doğruları paylaşanların gözden düştüğünü gördüm ve yaşadım. Mamafih yalanın ve yaltaklanmanın itibar gördüğünü de müşahede ettim. Binâenaleyh kimseyle kötü olmak istemiyorsanız, gerçeklerle aranızı açın. Herkesle iyi geçinmek için ise, gerdan kırmayı ve dalkavukluk yapmayı unutmayın.

 

Toplumda kendi günahını başkasına çektirmenin yanında, başkasının sevabını da kendi hanesine yazdırma modası gelişti. Şimdi bu durumda, yollar yürümekle tükenmeyeceği gibi, yürüdüğün yollar seni tüketecektir. Yağmur yağarken insanlar mutlu ise ıslandığını söylemeye, ayazda üşüyebileceğini ifade etmeye gerek yoktur. Uçurumun kenarındaki birine, bir adım daha atmayınız demenin bir manası da, yoktur. Yürümek istiyorsa, yolunuz açık olsun demek icap eder. Cazgırlık modaysa cazgır, maskaralık modaysa maskaralık yolundan şaşılmamalıdır. Ölüm döşeğinde bile yalancı gülümseme ve baldudak rolü doğru olandır. Zira insanlar o lahza bile meşum itiyatlarından vazgeçmiyorlar.

 

Karakter ve maneviyat sorununuz yok ise, talebeyseniz üstadınıza, memursanız amirinize, işçiyseniz patronunuza, evlat iseniz ebeveyninize karşı daima yalanda olsa ilgi, samimiyetsizde olsa saygı ve riyada olsa alakaya devam ediniz. Önünüze atılacak kemiklerin eksik kalması sizin için ıstırap verici bir hal ise, aman ha ilkesizlik macerasına dört elle sarılınız. Herkes hakkında vehimler ileri sürerek, bazılarının alınyazısına müdahale ediniz. Başkalarının sözlerine dedikodu, sizin hezeyanlarınıza mühim bilgiler süsü veriniz. Maddenin ihtirasında kavrulup, mananın davasını güdünüz. Şayet fıtratınız rahatsız olmayacaksa fitneden, desiseden ve hodbinlikten taviz vermeyiniz. Göreceksiniz ki, size gerçekleri konuşanlardan daha ahlaklı diyecekler ve daha itimatla bakacaklar. Maatteessüf yuvarlak dünyanın bu yüzü, pek parlak gözükmektedir.

 

Gerçekleri konuşmayın tavsiyesinde bulunurken bile, gerçekler üzerinden tezat akislerini neşrettiğim için kimse bana kızmasın. Bazı okurlarla aram açılacak olsa da, hissettiklerimi bihakkın kaleme almam ve fotoğrafı doğru analiz etmem gerekiyor. Bu nedenle, kaybetmekten korkmuyorsanız, diğer yazılarımda ifade ettiğim gibi, gönlünüzü ve hilkatinizi hakikat dairelerine mıhlayınız. Yok, şu dünyanın yuvarlaklığı içinde, köşelerinin bir yerinize batmasını istemiyorsanız içten pazarlıkçı olun ve şaklabanlıktan ödün vermeyin. Akrep olun örümcek gibi ağlar örün… Sırtınızdaki şu inanç ve insanlık kamburunu indirin, sizde rahat edin bize de rahat verin…