Orhan Arslan


İnsana Değer Vermek Bir Görevdir

İnsana Değer Vermek Bir Görevdir


Dünyada en çok konuşulan konulardan bir tanesi, insana değer vermektir. Bu anlamda yasalar çıkarılır, teoriler üretilir, fikirler geliştirilir. Amaç; insanın mutlu ve huzurlu bir şekilde hayatının devam etmesini sağlamaktır. Ancak, bu anlamda, bir türlü istenilen seviye elde edilemez. Birilerini mutlu etmeye çalışırken; birilerini mutsuz kılabilirsiniz. İnsan haklarının sınırları; kısacası, net şekilde ortaya konmamıştır. Hassas bir şekilde; birine insan hakkı tanınırken, bir başkasının sınırının ne olduğu belirlenememiş ve hep ayrışım noktası olarak, karşımıza çıkmıştır. İnsanlar, ürettikleri fikirler ile; bu sorunu temelden çözememiştir.

Hal böyle olunca bana göre, sana göre, diye başlanarak yorumlar yapılmaya başlanmaktadır. Bu yorumların sonu benim özgürlüğümü engelleyemezsin? Serzenişine kadar giden bir yolculuğa başlar. Sahi insanların hal ve davranışları, hareketleri konusunda özgürlük sınırı nedir? Nerede başlar? Nerede biter? Bunu belirleyen bir yasa, bir genelge, bir denetleme unsuru var mıdır? Doğal olarak zor bir sorudur. Çünkü insan davranışlarının sınırını çizmek o kadar kolay değildir. Siz bin rakamı ile insan davranışını sınırlarsınız, bakarsınız insan davranışı, sınırını çizdiğiniz O, bin rakamını geçmiştir. Sorun orada başlar.

Sosyal hayata ait öyle kurallar vardır ki; insanımızın o işleri yaparken çok ciddi olarak düşünmesi gerekir. Yapılan hatalardan, Dedikodu, yalan, iftira, yetim hakkı, gıybet, haset, kıskançlık, hırsızlık… Bütün bu hatalar toplumun dengesini bozmaktadır. Moda tabirle toplumun kimyasını bozmaktadır. Kısacası yaşanan, her olumlu kural toplumun temellerinin çok iyi şekilde atılmasının teminatıdır. Siz, bu sayılan kurallardan birini önemsemeyerek, Dini vecibelerinizi yerine getirseniz bile; bir yerlerde bir şeyler eksik yapmaktasınız, demektir. Yüce Rabbim bu eksikliklerin toplumun içerisindeki birlik ve düzeni bozacağından dolayı ağır şekilde yargılanacaklarına dair, emir ve yasaklar göndermiştir. Bu yasaklar, emirler uygulanınca toplum daha bir huzur, daha bir emniyet içerisinde hayatını devam ettirir. İnsanlar arasında barış ve güven duygusu yayılır. Kimsenin gözü kimsenin malında, canında, namusunda olmaz. Cezalar, çok ağırdır. Komşuluk ilişkileri o kadar önemlidir ki; Hz. Peygamber: ''Nerede ise; Yüce RABBIM komşuyu, komşuya mirasçı kılacak zannettim’’ diye bir konuşmasında belirtmiştir.

Bu kadar öneme haiz olan ilişkiler yumağının günümüzdeki görünümü, hiç de hoş değildir. O nedenle yardımlaşma, paylaşma, birbirimizin derdi ve sevinci ile hemhal olma özellikleri toplumdan yavaş, yavaş kalkmaktadır. Toplumun temel taşlarını oluşturan bu kuralların ne yazık ki; bir denetleyicisi, bir, caydırıcılık mekanizmasını, oluşturacak bir kurum veya kuruluş da günümüz dünyasında yok gibidir.

Sokaklarda terk edilmiş çocuklar, evsiz, barksız insanlar. Açlıkla imtihan olan insanlar. Kimsesiz olarak hayatını yaşamaya terk edilmiş insanlar, Terk edilmiş Anne ve Babalar, kısacası tüm değer yargılarının alt, üst olduğu hayat tarzımız, bizleri üzmektedir. İşte yanlışların, bizi nerelere getirdiğinin, bir sonucudur. İnançları güçlü olan, bir toplumun; manzarası, böyle olamaz… İnsan yükünü taşımak, kolay bir iş değildir. İnsan yükü, Mukaddes bir yüktür. Taşımaya gayret edenlere selam olsun...

Evet, insan önce sevgiyi, saygıyı, hürmeti, güzel davranışı, iyiliği, kendisine karşı sorumlu hareket etmeyi, ona güven hissi vermeyi, itimat göstererek davranmayı hak etmektedir. En azından bu kavramların gerektiğini yapacak olursak, bu kavramların karşıtı olan kavramlarla insanlara muamele etmekten uzak durursak, O zaman insanlara değer vermişiz, demektir. Üzerimizden büyük bir sorumluluk kalkmış olur. Biz, İnsana en azından hak ettiği insanca davranışı yapmış oluruz.