Hanife Döner


Nasıl Bilirdik? İnsan Bilirdik... Doğan Cüceloğlu

Nasıl Bilirdik? İnsan Bilirdik... Doğan Cüceloğlu


Herkesin söyleyeceği şeylerin bitmesini bekleyerek, vefatı nedeniyle bu gönül insanını bir kere daha anmak istedim.

Bazı ölümleri çok derin hissediyor insan. Ölen kişi, görüşleriyle, sizin gelişiminize, kendinizi gerçekleştirme sürecinize katkı sunmuş, gönüllerde yer etmiş ve bizden biri ise özellikle.

Geçtiğimiz 16 Şubat günü, 83 yaşında kaybettiğimiz Doğan Cüceloğlu ile alakalı öldüğü günden itibaren hakkında yazılanlara, paylaşılanlara,  baş sağlığı mesajlarına bakıyorum da her görüşten insan, tek bir fikirde nasıl da toplanabilmeyi başarmış.

Onun vefatı sonrası yapılan yorum ve paylaşımlar eminim birçoğumuza da aynı şeyi düşündürdü. Bir anda bütün yürekler birleşti, aynı attı, ortak üzüntü yaşadı. Dindar, ateist, sağcı, solcu, okur-yazar, sanatçı, köylü, şehirli, küçük, büyük herkes üzgün ve aynı fikirdeydi. Her görüşten insan onun hakkında tek kötü söz bile yazmamıştı.

Yıllardır ilk defa bir insan herkesi birleştirmişti. İlk defa farklı her kesimden insan, bir insanın ölümüne derinden üzülmüştü.

Demek ki, beyinlerimizi ipotek etmelerine izin vermezsek aynı noktada buluşabiliyoruz.

Aynı zamanda farklılıklara sahip pek çok insanın, samimi bir biçimde ölümüne üzüldüğünü görmek, gerçekten bu ülkede yaşayan, yetişen herkese bir şeyler öğretmiş olduğunun kanıtı gibi.

‘’İyi, doğru ve sözüne güvenilir bir insandı.’’ diyerek uğurlanmak ve anılmak da hayattaki en büyük zenginlik olsa gerek.

Bir insan tanımadan nasıl bu kadar sevilir ki içimizden biri gibi?

Kaç yıl önceydi hatırlamıyorum. Bir gün evde TV kanallarını gezerken bir programa Doğan Cüceloğlu katılmıştı. Kendine sorulan bir soruya öyle vurucu bir cümleyle cevap verdi ki… Hayatımda bana her daim bana ışık tutan, yolumu aydınlatan o cümle bugün bile bana hala yol göstermektedir.

İşte aydın dediğimiz insan böyledir. Herkesi ışığı ile aydınlatan koca bir güneş gibidir. Bu sayede hocaların hocası olur insan.

O programdan sonra onu hep keyifle dinledim, keyifle okudum ki yazdığı, anlattığı her şeyle yüz binlerce gönle değdiğine eminim, tıpkı benim gibi. Onu her dinlediğimde içimdeki iyilik, doğruluk, güzellik ve sabır kuşları kanat çırpmaya başlardı. Zaten onu okuyan, onu dinleyen, tanıyan bir insan; merhamet, vicdan ve kendini tanıma konusunda mutlaka derin yolculuklara çıkar.

O herkesin öğretmeniydi. Seminerler, kitaplar, televizyon programları ve sosyal platformlarda yediden yetmişe tüm topluma seslenerek, uzaklarda olsak bile evimize bir şekilde konuktu. Medyada görünür olmakla, medyatik olmak arasındaki ince çizgiyi hiçbir zaman ihlal etmemişti.

Toplumdaki kültürel aksaklıkları, çocuk yetiştirmeyi niçin beceremediğimize dair gerçekleri yüzümüze tokat gibi çarptı. Kitapları ile binlerce anneyi eğitti. Bize bilinçli iyi anne baba olmayı bıkmadan usanmadan anlattı.

Bu milletin bağrından çıkan ve milletiyle güçlü bağlarını sürdüren Doğan hocanın eğlenceli bir didaktikliği vardı. İnsani halleri çok temel parametrelerle analiz ediyordu. Kültürün ve toplumun törpülediği ya da kattığı yönleri ve benliğin kendi doğasını çok güzel ayırırdı. Bütün kişisel gelişim kitaplarının insanın kendini daha iyi anlaması amacı taşıması gerektiğini anladım onunla. Değerler meselesi üzerinde bu kadar durması düşünmemize yol açtı ve birçok insanın hayatına bir şekilde dokundu.

Türk toplumuna psikolojinin bir bilim olduğunu öğretti, öncü oldu. Bunu yaparken bir bilim insanı olmasına rağmen, mütevazılığın zirvesinde, sıfır egoya sahip, kibre düşmeden, psikolog oluşundan bir iktidar yaratmadan, gerekirse ağlayarak, gerekirse kahkaha atarak kendi gibi oluşuyla, sadeliğiyle, samimiyetiyle yapması da takdire şayandı.

Kendi hayat deneyimlerinden ve akademik geçmişinden öğrendiklerini müthiş bir tevazu, kendine has doğallığıyla ve iyi niyetle insanlarla paylaştı. Hiç öyle elitist tavırlara girmeden, kimseye üstten bakmadan, ötekileştirici bir üslup kullanmadan, kucaklayarak, bütün şefkatiyle, bütün samimiyetiyle bilgi birikimini insanlara sundu. 

 “Makam, mevki, rütbe, unvan; bunların hepsi cekettir. Ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır ve öldüğümüzde sadece çıplaklığımızı götürebiliriz bu dünyadan.” Derken bunu kastetmişti.

Vefat haberinin duyulmasıyla birlikte kendisiyle yapılan röportajın, anne ile ilgili yeri sürekli döndü durdu sosyal medyada. ‘’Annen yok, kimsen yok. Kimsen yoksa bir şey istemeye hakkın yok.”  Bu sözleriyle milyonları ağlattı. Anne sevgisinin karşılıksızlığını, çocuk gözüyle ölüm ve anneye duyulan özlemi öyle güzel anlatmıştı ki…Varlığında kıymetini göz ardı ettiğimiz değerlerimizin önemini sayesinde bir kez daha anladık. Röportajın tamamını izleyenler, bir saatlik nefis bir dersle muhatap olduklarının farkındadırlar umarım. O kadar harika anektotlar sıraladı ki o röportajda. Kanaatimce Jung'un "İyi bir şifacı yaralı olmalıdır." Sözünün yaşayan örneğiydi aslında.

Ne şanslıyız ki bizim topraklarımızdaydı. ‘'Öğretmenlik yapan öğrenci görür karşısında. Ama öğretmen olmuş olan canlar görür karşısında'' sözüyle karşımızda 'canlar' görmeyi ondan öğrendik.

…..

‘’Doğan Cüceloğlu iyi adamdı, vefatı insanlık adına büyük kayıptı." Demek ki, iyilerin kıymeti biliniyor, gülümseyen bir yüz, ayrıştırmadan, kıymet veren bir kaleme herkes sahip çıkıyor. 

Demek ki sabrı tavsiye eden, çıkmazları aşan, yol gösteren iyi insanlara çok ihtiyacımız var. Çünkü onlar, bütünleştiriyor, yürekleri birleştiriyor, güven veriyor, hayatı yaşanır hale getiriyor. Onda olan geniş yürek, hizmet halinde ayakta ölmek bizlere de nasip olsun.

Gelip geçtiğimiz bu yolda ihtiyacımız olan tek şey "Nasıl bilirdiniz" diye sorulduğunda,"İyi bilirdik " olsa gerek.

Gerisi mi? Gerisi sadece teferruat.

İyi olalım o zaman.