Erdem Tahıllıoğlu


Ramazan Ayı Yardımlaşmaya Davettir


Mübarek Ramazan ayı geldi.

Diyanet İşleri Başkanlığı gönüllerin feraha erdiği 11 ayın sultanının temasını ?Ramazan ve Sorumluluk Bilinci? olarak açıkladı.

Ben de bugünkü köşe yazımda Ramazan ayında sorumluluk bilinciyle yardımlaşmanın önemine dikkat çekmeye çalışacağım.

Ramazan ayında sorumluluğumuzun daha da arttığının farkında olmalıyız. İnsanın her şeyden önce sorumluluğu Allah´a karşı. Allah´ın birliğini, varlığını bilmesi, bunun yanında çevremizdeki diğer insanlara karşı sorumluluğumuz her geçen gün daha da artmakta.

Rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan ayı dini açıdan taşıdığı önemle birlikte müminler arasında sosyal açıdan da yardımlaşma ve dayanışmanın en yüksek olduğu aydır.

İslâmiyet bir yardımlaşma dinidir. İslâmiyet´ten önce de sonra da hiç bir din ve fikir sistemi onun kadar bu konuya eğilmemiş, yardım anlayışı ve bu anlayışın uygulanışını bu kadar geniş boyutlara ulaştıramamıştır.

Allah Teâlâ, Kur´an-ı Kerîm´de; "Rabbinin rahmetini onlar mı bölüyorlar? Dünya hayatında insanların geçimlerini aralarında dağıtan biziz. Birini diğerine iş gördürmesi için kimini kiminden zengin kıldık. Rabbinin rahmeti onların topladıkları yığınlardan hayırlıdır" buyurmuştur (Zuhruf, 43/32).

Yaratılıştan gelen bu farklılıkla hayatın içinde yoğrulan insanlar muhakkak birbirlerine ihtiyaç duymaktadırlar. Pek çok ve değişik konuda zengin fakire, güçlü zayıfa başvurmak zorunda kalmaktadır. Hiç bir zengin, "Benim kimseye ihtiyacım yoktur" diyemez. Çünkü servetini çalıştırdığı insanların gücü ile kazanır; "Benim param var, kimi istersem çalıştırırım" demesi bu gerçeği değiştirmez. Zira, kimi çalıştırıyorsa ona muhtaç oluyor demektir. Ne tarafa bakarsak bakalım bütün sosyal ilişkilerde böyle durumlarda karşılaşırız. Bütün insanların ister istemez bir başkasının gücüne, parasına, fikrine muhtaç olduğunu görürüz.

İnsanların böyle birbirine muhtaç olmaları, karşılıklı olarak yardımlaşmaları zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Yardımlaşma, toplum hâlinde yaşamanın doğal bir sonucudur. Hem başkaları ile yaşamak, hem yardıma ihtiyaç duymamak imkânsızdır. Bunun için İslâmiyet yardımlaşmayı, bütün maddî ve mânevî hayatımızı kapsayacak şekilde en geniş sınırları ile ele almış ve dinî-ahlâkî bir görev olarak ortaya koymuştur.

Yardım anlayışının özünde fedâkârlık vardır. Maldan sevgiye kadar her şeyin bir başkasına verilmesi söz konusudur. Bu verme işi bazen, zekât ve fitrede olduğu gibi mecbûri olsa da, çoğu zaman tamamen isteğe bağlıdır. Yine zekât belli bir miktarda alındığı halde sadakanın sınırı yoktur; dileyen dilediği kadar verir. Böylece Müslümanlar arasında en geniş mânâda yardımlaşma yapılır. Bu maddî yardımın dışında, Müslümanlar başkalarına söz ve davranışları ile de iyilik yapmak, onlara sevgi ile bağlanmak zorundadırlar. Bu da onların görevidir.

Bizler de koronavirüs salgınının ülkemizi etkisi altına aldığı bu günlerde sosyal yardımlaşmaya daha fazla önem verelim. Ramazan´da yardımlaşmanın hazzına varalım.

Kalın sağlıcakla?