Emre Poyraz


Bir Tatlı Huzur Yeşil

Bir Tatlı Huzur Yeşil


İlkbaharın rengi olan yeşile kapılarımızı açalım bu hafta…

Yaşıl… Yaş gibi taze, yaş gibi narin, yaş gibi umut dolu…

Atalarımız “yeşil”e verdikleri olağanüstü değeri ona “yaşıl” diyerek gösterdiler.

“Yaş”ı can, “yaşıl”ı canlı kabul ettiler.

Bundandır ki; yaş kesen baş keser, dediler.

Yeşili Gök Tanrı’ya verdiler. İyilik tanrısı Ülgen’in oğluna “Yeşil Kan” dediler.

Hükümdarlarına yeşil giydirdiler.

Konuklarına yeşil yatak serdiler, eşlerine yeşil taçlar derdiler.

Sadece Türkçede değil, birçok dilde de yeşil; umutla, canlılıkla bağlantılı sözcüklerden türemiştir. Mesela İngilizcede yeşil, “green” sözcüğü ile karşılanır. “Green” sözcüğünün ise büyüme, serpilme anlamına gelen “grow” sözcüğüyle ortak kökten geldiğini görürüz. Almancada yeşil anlamına gelen “grün”, Kuzey Avrupa dillerinde “gron” ve Flemenkçe “groen” de İngilizcedeki karşılığıyla akrabadır. Yeşil, Fransızcada “vert”, İspanyolca ve Portekizcede “verde” sözcükleriyle karşılanır.

Tüm bu dillerde ortak olan şey ise bu sözcüklerin körpe, narin, umut dolu anlamlarını taşımasıdır. Farsçada ise sürpriz bir kelime yeşilin karşılayıcısı olarak çıkar karşımıza: Sebze. Evet, körpe ve narin gibi anlamları da barındıran sebze sözcüğü Farsça’da yeşil demektir. Yeşili ısrarla umutla özdeşleştiriyoruz ama bu, bizim tercihimiz değil göründüğü gibi. Mesela bundan 1100 yıl önce keşfedilen dünyanın en büyük adasının adı neden Grönland’dır? Grönland, aslında “green-land” yani “yeşil ülke”dir. Bilinmeyen, henüz keşfedilmiş, müphem bir ülkeye yerleşmek isteyenlere umut aşılamanın en efektif yolu olarak bu ülkeye bu isim verilmiştir. Çünkü umut, korkudan güçlüdür.

Güvenin ve inancın anlattığı her şey zihnimizde yeşile boyanmış hâldedir. Bunca bankanın ve finans kuruluşunun logosunun yeşile boyanmış olması tesadüf değildir.

Yeşil rânâdır.

Yeşil hayattır. Va’dedilen Cennettir. Rahman suresinde der ki: ”O iki Cennet koyu yeşil renktedir.” Yeşil, akıl edebilene gayrettir.

Yeşil, hangi kültürde adına ne demişlerse desinler; kendi tanrılarıyla özdeşleştirdikleri renktir. Aslında Allah'a inancın rengidir. Kur’an-ı Kerim’de ismi dokuz kez anılan, en çok zikrolunan renktir. Hem de iman edenin içine huzur ve umut dolduran ayetlerde zikredilmiştir yeşil.

“İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!”

Der Kehf suresinde.

Vahiy tektir, rengi de yeşildir. İnsanlar zaman içerisinde vahyin kaynağını unuttuklarından her inancın farklı farklı noktalardan kaynaklandığı yanılgısına kapılmaktadır. Oysa tekrar edelim, vahiy tektir. Mitolojilerden organize dinlere kadar insan hafsalasındaki tüm tanrılar aslında unutulan vahyin kaynağı olan Allah’tır. Böyle olmasaydı İslam tarihini Hz. Muhammed’le başlatmamız gerekirdi. Ancak biliriz ki İslam tarihi, İslam’la başlar. İslam’ın başlangıcı ise yoktur. Ezelden ebede çıkılan bu yolculukta, vahiy tek olmasaydı dünyanın farklı noktalarında birbirinden habersiz insanların ortak algısı olan yaratıcı fikri nasıl oluşurdu?

Yani demem odur ki; Kadim Mısır’da Osiris, İran’da Mitra, Yaşlı Anadolu’da Kybele birbirinin dengidir ve yeşil hepsinin rengidir.

Yeşil, Peygamber sancağıdır. Yeşil, Kaf Dağı'dır. Yeşil, toprak anadır.

Yemyeşil günlerde buluşmak dileğiyle…