Alper Duran


Komşuda Pişmiyor, Bize De Düşmüyor

Komşuda Pişmiyor, Bize De Düşmüyor


Belli bir yaşın üzerinde olanlar, hemen her konuda bir mazi güzellemesi yapmaktadır. Kimi tespitlerine dayanak teşkil etmek, kimi özlemini dillendirmek, kimi ise eskiden daha iyi bir toplumun var olduğunu ve mevcut halin yozlaştığını kanıtlamak için bu yola başvurur... Eskiye tahassürün birçok sebebi olsa da, çoğunluğun bu kolay yolu tercih etmesinin sebebi, biraz da çaresizlikten kaynaklanmaktadır. Fakat çaresizlik ibâresinin sürüklenip sağa sola çarparak mecrasından çıktığını da, husûsen belirtmek lazım gelir. Buradaki çaresizlik güçsüzlükten öte, avuçlarındaki takatin buharlaşıp gitmesidir. 

Anlamların paydos edip darmadağın olduğu zamanlar vardır. Çünkü zaman, dünyanın her yerinde aynı tonda hissedilmez. İmkânlar ve beklentiler vaktin mevcudiyetine, ya kıymet biçer yahut hüznün kemendini sarmalar. Zaman, yalancı rüzgârlar aracılığıyla yabancı tohumları topraklarımıza sürüklendiğinden bu yana, ruhumuz gaflet çarkının dişlilerinde un ufak oldu. İkilemlerin ilkesizliğine batışımız ve fıtratımızın enerjisine yabancılaştığımız kozmik bir sır değildir. Elimizde kaybettiğimiz kimliğimizin künhüne ara sıra rastlasak bile, muvazenemizin bozulması nedeniyle, ihtimallerimizde dahi kopuşlar yaşandı. İblisin cilveleri kanımıza girdi, bünyemizin iştihâsı kabalaştı ve sofralarımıza tatsızlık çöreklendi.

Medeniyetimiz, zevksiz müteahhitlerin insafında zehirlenince, bir zamanlar zavallı mesabesinde gördüklerimizi imrenir hale geldik. Hayat denilen hisseyi standartları yükseltmeye tebdil edince, tahayyülümüz ve tasavvurumuz tıklım tıklım boş kalabalıklara dönüştü. Modernite namına standartlarımız yükselirken, komşuluğumuz irtifa kaybına uğradı.  Dürbünlü çelik kapılar ve kameralı koridorlarda uçan sineği takip eden sürüklenişimiz, bize komşumuzun arkeolojik kalıntılarını bile çok gördü. Otel odalarında bile kapılar “bir ihtiyacınız var mı” diye çalınırken, evlerimiz karşı komşunun tıkırtısına hasret kaldı. “Ev alma komşu al” diyen büyüklerimizin seçenekleri arasında olmayan yeni dünyamızın ev tercihleri, “komşudan bana ne” merhalesine geriledi. Sessizce çınlayan çan sesleri sokaklara çöktü, müfredatlarda Nizâmülmülk’ün nizâmiye anlayışı öldü ve idrakimiz zelzelenin sefaletiyle sarsıldı. 

İnsan değişince ev ve bark anlayışı da tabii olarak değişti. Bu değişim yan komşuyla kurulacak ünsiyete de sirayet etti. Özgürlük reçeteleri, evlerimizde açık hapishaneler kurgulayınca, duygusuzluk fırtınaları makineleşmeye direnenleri uçurumlara savurdu. Değişen insan, ocaktan azade aburcubur lügatlerin müptelası oldu. “Bir telefon kadar yakın” diye sloganikleşen tüketim refleksleri, şuuru ağır çekimlerle durgunlaşma noktasına getirdi. Telefon siparişleriyle özgürleşen mutfaklar, ev hanımlarının can simidi oldu. Mülk genişledi, mevzu derinleşti ve tercihlerimiz rahatlığın tahakkümüne kurban oldu. Artık ne yan komşudan evimize ne de evlerimizden komşularımıza doğru buram buram kokular yayılıyor. Komşuda pişmeyen bize düşmediği gibi, bizden de komşuya bir tas çorba ikram edilmiyor. Herkes mutluluk arıyor, fakat mutluluğu bulmuş numarası yapıyor... 

Komşuluk geleneği Anadolu’da yer yer devam etse de, dayanışma kuvveti damla damla azalmaktadır. İntizamımızın baş döndürücü bir şekilde çiğnenmesi hasebiyle, nefse cazip gelen her husus, fıtratın bendine şiddetli tazyikler uygulamaktadır. Hilkate muhalif düşünceler, semtimize sabit pazarlar kurmakta ve mücadele içgüdümüzü kabiliyetsiz hale getirmektedir. Türk örf ve geleneklerinin en mühim keyfiyeti olan komşuluk, ahlak terbiyesini zorlayan muzır hareketlerin baskısına maruz kalmaktadır. Her şeyin insanla başladığını ve yine insanla sonlandığını düşünürsek, komşuluğumuzun mesabesinin insanlığımız kadar olduğunu söylemek hakikate muhalif olmayacaktır.  

“Vaktiyle şehirler, mahalleler, sokaklar, evler ve insanlar daha farklıydı” diyerek uzun uzun bakışların arasında seyreden hayıflanmalar, bugünün yıpratılan meselelerine çare olmuyor. Fertler, evlerini dahi kurgularken mukaveleler üzerine bina ediyor. Haliyle komşuluğun mücadelesi kimsenin umurunda olmuyor. Fakat tarih bize müteaddit kere gösterdi ki, mağlubiyetlerimizin ekseriyeti, mühimsemediğimiz taraftan gelmektedir. İctimâî yapıların ve medeniyet tasavvurunun işleyen dişlilerini köreltip, yerine revaçtaki uygulamaları taziz edenler, zavallı bir müflisle aynı kaderi yaşamak mecburiyetindedir. Evlatlarımızın istikbali için, en yüksek mekteplerde dahi öğrenilmeyecek irfâni vasıflara sahip çıkmak, boynumuzun borcudur.

İçinde yaşadığı topluma, değerlere ve bizatihi özüne karşı yabancılaşmanın her geçen gün varlığımızı istila ettiği gerçeğini önümüze koymamız ve hasis muvaffakiyetin sarhoşluğundan bir an önce kurtulmamız iktiza eder. Milli nesillerin dayanışmasının önemli bir kısmının yan komşunun ünsiyetiyle başlayacağını bilmek için allâme-i cihan olmaya lüzum yoktur. Fakat kendini gâvuristan hayallerinde kaybetmiş insanımızın eski mahiyetiyle komşuluğu bulması ise, büyük bir muamma olarak karşımızda durmaktadır. Kanaatim o ki, vicdanımız dilimizden kurtulup, ahvalimize yansıyınca gayyâ kuyusuna düşmek üzere olan komşuluğumuz, yeniden filizlenip serpilmeye başlayacaktır…