USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Şucular ve Bucular

21-11-2018

Bir şeyi değiştirmek ve aslından uzaklaştırmak İnsanoğlunun mayasında var herhalde. Bazen tahrip etme, bazen tahrik etme ve bazen de ifrat ve tefrit etmek suretiyle kargaşa oluşturma, insanoğlunun daha çok meylettiği bir alan olmuştur. Kendisine tevdi edilen vazifeyi ifa etmek yerine, onu farklı maksatlar ve mülahazalar üzerinden değiştirerek yeni anlamlar yükleme ve yeni icraatlara sebebiyet vermesini sağlamakta yine insanoğlunun sıkça başvurduğu yollardan biridir. Sonuçta bu arızi durumlar kişileri, fikirleri ve toplumları mecrasından çıkarıp belli bir yola kanalize etmek suretiyle şuculuk ve buculuk kisvesi altında yaşamaya itmektedir.

İnsanoğlu kendine yakışan dairede kalmadıkça tehdit ve tedhişler savurmakta veya bunlara muhatap olmak zorunda kalmaktadır. Bu kanıya varmamızı yine insanlık tarihi sağlamaktadır. Habil ile Kabil arasında geçen mevzudan tutun da, savaşlar, ihanetler, yokluklar ve yoksullukların temelinde özden ayrılarak farklı bir tarafa mahkûm olmak yatmaktadır. Hiçbir semavi dinde hatta beşeri dinlerde bile ve hatta tavsiyeler, destanlar ve öğütlerde bile insanın tabiatını kirleten haksızlık, hukuksuzluk, aşırılık yokken ve dahi, hakaret, tahkir ve ölüm yokken maalesef her taraf kan, gözyaşı ve zulümle çevrelenmiş bir şekilde sürüp gitmektedir. Burada bir şeyi iyi tahlil etmek lazım ki, neden sorusunun cevabını tam ve kâmil manada bulabilelim. Bu sınavın en kötü çocuğu batı dünyasıdır. Batı dünyası içinde de Avrupa´dır. Avrupa önce asırlarca kendi içinde emsali görülmemiş bir barbarlık ve katliam yaşamış ve daha sonra sanki bunun intikamını alırcasına başka coğrafyaların üzerine çökmüştür. Coğrafi keşifler, Rönesans vb dönemleri ile Avrupa başta Amerika ve Afrika kıtasında canice sömürü düzeni kurarak yeni bir tertibat oluşturmuştur. Bu yeni düzen Avrupa´ya ve Avrupalılara lüks ve refah bir hayat sağlamaya başlayınca, artık bu düzeni korumak adına silah ve kılıç haricinde yeni yollara da başvurmuşlardır. Avrupalı olmak, modernlik, batılılık, muasır medeniyetler vb gibi terimlerle bir ideal yaşam ve inanç biçimi oluşturmuşlardır. Haliyle tüm dünyada olduğu gibi türk-islam coğrafyasında da Avrupalı gibi düşünme ve yaşamanın muasır bir medeniyet algısı, gelişmişlik göstergesi ve rahat bir dünya hayatı olarak kabul görmüştür. Hâlbuki bizim Türk İslam medeniyetimiz zaten muasır bir medeniyettir ve daima öyle kalacaktır. Ancak bu medeniyeti savunanlar kendi muhtevalarını bırakıp şuculuk ve buculuk hastalığına duçar olup telef olmalarından dolayı bizim medeniyetimize görece geri kalmış nazarıyla bakmaktadır.

Müslümanın orta yol bir yaşam tarzı ile ehli takva yolunu bırakıp, İslamcılık oynaması ile başlayan, türklerin bütün insanlığı kucaklayan töreleri ve hak yardımcın hakikat rehberin anlayışı ile erenlerini dünyanın dört bir yanına gönderen Ahmet Yesevi´nin ve onun şahsiyetli, fedakâr ve ehl-i ilim talebelerinin Türklüğünü Türkçülüğe indirgeyip içini boşaltan ve ruhunu kaybettirenler ile devam eden ve sonuçta İslamcı, türkçü, nurcu, solcu, batıcı, irancı vb, fırkalara ayrılan bir toplum haline geldik.  Bir terimsel olarak İslamcılık veya batıcılık bizim mevzumuz değildir. Kastımızda zaten akademik dilin terimsel bakış açısı dışındadır. Gerçi terimsel mevzuların önemsiz olduğu anlamına gelmez bizim mevzumuzu ilgilendirmeyişi, lakin konuya bu minvalde bakılmasının dışında daha derin bir sancıyı ifade etmek istiyorum. Bir sonuca ulaşmak için yol ve yöntem farklılık arz edebilir. Ama muhtevanın değiştirilip aslından koparılıp sonra asıl önemli olan yeni üretilmiş anlayış olursa, işte yozluk ve yobazlık başlamış demektir. İslamın önemli kurumlarından olan vakıfların, cemaatlerin ve tarikatların islamın özünden uzaklaşmak suretiyle kendi cemaatini ön plana çıkarmak ve diğerlerini de itibarsızlaştırmak demek İslamcılık ve cemaatçilik hastalığına yakalanmak demektir. Bu tip Müslüman modeli özden uzak, hamasi söylemler ve ruhsuz ibadetler bütününe bürünmüş bir anlayışa inmiştir. Hangi cemaat islamın yerini tutabilir ve saadet asına denk bir samimiyet oluşturabilir. Meseleyi sadece din nazarıyla da değerlendirmekte eksik kalacaktır. Türkiye´de de başka memleketlerde de solculuk ve sağcılık üzerine mantıklı kaç konferans ve istişare yapılmış ve kaç kitap neşredilmiştir. El cevap neredeyse sıfır. Şu sağcılık ve solculuk üzerine muhakeme yapmadan delicesine tabi olanların memlekete ve insanlığa kattıklarını üst üste koysan bir karınca boyunu geçmeyecektir.

İctimai hayat açısında da yine manzara aynı fotoğraf üzerinden analiz edilmektedir. Hayat tarzları, giyim kuşam şekilleri üzerinden bile insanlar belli yere konumlandırılarak ikilik fitili ateşlenmektedir. Hatta kıyafet üzerinden modern ve gerici yaftaları bile vurulmaktadır. Hangi giyim tarzı; ?Harâbât ehlini hor görme zâkir, defineye mâlik viraneler var? sözünün derin manasına ulaşması mümkün olabilir. Ne denli asıldan uzaklaşırsak işte o kadar şuculuk ve buculuk derdine düşeriz. Bu yol ise menzile ulaştırmaz. Zira hakikatten ayrıldıkça uçuruma o denli yaklaşılmaktadır. İnsan olmanın genelinde değerlendirilmesi gereken o kadar çok sebep varken ayrılıp hususileşmek ve küçük olsun bizim olsun anlayışı ile hareket etmek farkında olmadan bölmek ve parçalamak demektir.

İnsanlık tarihine baktığımızda ayrılıkçıların biz fayda sağlamadığı görülecektir. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bir yol ve yöntem farklılığı ile bir ekol olma anlayışı bizim değerlendirmemizin dışındadır. Ancak bir fikrin içinden yeni bir yaşam biçimi, anlayış biçimi çıkarıp ve onu pazarlamak beslendiği kaynağı hem kirletir hem de kurutur. İnsaflı bir tefekkür edildiğinde muhtevasından uzaklaşan bütün tarikatlar ve cemaatlerin islama hizmet yerine onu karalama ve gözden düşürme ortamı sağlamıştır.  Kendinden zuhur eden hiçbir akım ana kaynağından daha lezzetli ve faydalı olamaz. Bugün bize düşen şucuların ve bucuların güçlerine ve baskılarına aldanmadan, sağlam bir şekilde yürüyebilmektir. Batıcılık hastalığı yerine geleneklerimize bağlı bir şekilde özümüzü kaybetmeden ilim ve bilim ışığında hareket edebilmek ve bu dünyaya katkı sağlayabilmektir. İlle de farklı olmak adına asıl farkı gözden kaçırmamaktır. Anadolu tabiriyle adam olmak ve adam gibi yaşayabilmektir?

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?