Kaç yıldız kayacak bu gece gönül
Hangisine seninle tutunacağım
Akarak pas tutmuş saat pili elimde,
Kömüründe gözlerimi avutacağım
Susmanın yükü ne ağır gönül!
Konuşmak, kuş gibi çırpındırır insanı
Bir de sevmekse mevzu, hele ki sevilmeden,
Gözler, bütün sözlerin en kesif imtihanı...
Birgün bana çok kızarsın; dersin ki 'deli'
Bilmezsin; içimdeki şeytandan sakladım seni!
Kör oldum, sağır oldum, dilsiz oldum ben,
Seni alsa, ağırlıktan batar gibi bu gemi.
Her kalp ,kendinden bir cüze düşer gönül!
Kapıların ardında herkes; kimi içerde, kimi dışarda.
Yapraklar kurumadan özgür kalmıyor, bir bak!
Yerleri, yeniden yeşillenir baharda...
Bazılarına, söz söylemeyi bırakalı çok oldu gönül!
Korkarım ki susmaktan da anlamıyorlar.
Tesbih tesbih sırlarım var, geceye fısıldadığım
Püskülü kadar kendini salmış gözyaşlarım var.
Seccadem yere serilmeden bir türlü,
Bir türlü çıkartmıyor arş-ı âlaya kadar.
Beni ne top ne tüfek, bir melül bakış yıkar
Ruhuma işlenmiş Hüdai nakış yıkar...
Ah etsem ahım ah'ta, sabrım sabır istiyor.
Gelecek hep gelecek de geçmişe güç yetmiyor!
Beni, anlayacaklar doğmadı daha gönül
Bir ay bir de yıldız gece gökten gitmiyor
Gitmiyor dualarım gökyüzü mü tıkalı
Nedir inceden ince yüzüme değen yağmur
İnleyen nağmelerde bu huzur da ne böyle
Zaten topraktım özde, eridim oldum çamur...
Ademiyet, kimlikle değil kişilikle var idi
Sandılar ki insanlar, yıllarca orda burda.
Bir hikmet aradılar onca hikmetsiz işte,
Sonra yem oldun gönül doymak bilmez aç kurda
Ne vakit kaldı şimdi üzülüp sevinecek
Ne saçım kaldı artık süpürge edilecek
Açıldı duvar süslü, aslı tül siyah perde;
Sen, sanırım benimle artık zor geçinecek...
Leylifer