İnternet ortamının gelişmesiyle beraber sosyal medya artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Artık hayatımızın her yerinde karşımıza çıkan bir unsur haline büründü.

We Are Social ve Hootsuite'in 'Digital 2020' raporuna göre, dünyada 3,8 milyar kişi aktif olarak sosyal medya platformlarını kullanıyor. Ocak ayı verilerine göre Türkiye’de bu sayı 54 milyondur aktif sosyal medya kullanıcısı olarak.

Raporda yer alan verilere göre, dünya çapında en fazla kullanılan sosyal medya platformu Facebook. Onu YouTube ve WhatsApp takip ediyor. Instagram 6’ncı, TikTok 7’nci, Snapchat 12’nci, Twitter ise 13'üncü sırada yer alıyor.

Raporda, küresel ortalamalara göre bir kişi günde ortalama 2 saat 24 dakikasını sosyal medyada harcıyor.

Bu verilere bakarak sosyal medya artık ana akım medyadan çok daha fazla insana ulaşıyor ve bana göre artık sosyal medya ana akım medyadan daha güçlü bir hale gelmiştir.

Dünyanın her yerinde farklı olaylar meydana geliyor. Sosyal medya kullanıcısı bulunduğu bölgeden çok uzak bir yerdeki bir haberi bütün detaylarıyla kolaylıkla öğrenebiliyor.

İnsanlar artık her şeyini paylaşmaya başladı. Yorumlarını, fikirlerini, düşüncelerini, fotoğraflarını herhangi bir sansüre bağlı kalmadan paylaşabiliyorlar. Sosyal medya bu konuda insanlara böyle bir özgürlük sağlıyor. Peki bu özgürlük ne kadar doğru

Bu özgürlüğün altında bazı insanlar diğer karşıt görüşlü insanların düşüncelerinin bir değeri olmadığını savunabiliyorlar. Ya da ırkçılık, cinsiyetçilik, karalama, küçük görme gibi toplumda yeri olmayan davranışları hiçbir engel tanımadan gösterebiliyorlar.

Sosyal medya bazen insanları manipüle etmek için veya yalan haber, asılsız haber dağıtmak için kullanılabilir. Eminim bunu çevrenizde sizde görmüş ve denk gelmişsinizdir.

Sosyal medya kendine has bir linç kültürü doğurmuştur. Bu linç kültüründe, haklı veya haksız olmasına bakılmaksızın insanları ağır bir şekilde eleştirebiliyorlar.

Bu eleştireler bazen insanların hayatlarında kötü sonuçlar doğurabiliyor. Hatta bazı insanların bu eleştirilerden ve linçlerden ötürü intihara sürüklendiği bile söylenebilir. İnsanın psikolojik bir savaş vermesine sebep oluyor bu gibi durumlar.

Bazıları sosyal medyanın dayattığı koşullara veya algılara göre yaşamını o yöne doğru değiştiriyor.

Buna insanların dış görünüşüne göre veya düşüncesine göre yargılandığı zamanlarda denk gelinebiliyor.

İnsan bir olaya veya düşünceye katılmak istemiyor fakat sosyal medyada gördüğü bu durumdan sonra acaba katılmazsam bana ne derler veya beni nasıl yargılar diye düşününce kendi doğrusunu bir kenara bırakıp dayatılan o düşünceye doğru yöneliyor.

Bu durum kabul edilemez bir gerçektir. Toplumda ve sosyal hayatta hiçbir yeri olmayan düşünceler ve davranışlar kalıbıdır.

Artık bazen insanları yaptıkları işten, düşüncelerinden, fikirlerinden önce takipçi sayılarına veya beğeni sayılarına bakarak değerlendiriyorlar. Hatta bazen kimin iyi kimin kötü, kimin güzel kimin çirkin olduğuna toplumu düşünmeksizin bu değerlere bakılarak karar veriyorlar.

Sosyal medya yönetimi çok önemli. “Her şeyin çoğu da azı da zararlıdır.’’ deyimi gerçekten bu konuda ön planda oluyor. Sosyal medya hem çok yararlı hem de çok zararlı. Bunu kendi ruhsal ve fiziksel sağlığımızı bozmadan ve gerçek hayattan uzaklaşmadan kullanmak bizim elimizde. Eğer bunu uygulayamazsak verimsiz insanlar oluruz.

Bu durumu değiştirmek kullanıcıların elindedir. Sosyal medya ana sayfasını tamamlamak için uğraşmayın. Bu o platformların size kurduğu bir tuzaktır. Bu tuzağa düşmemek gerekiyor. Belirlediğiniz saat kadar gönderi paylaşın ya da beğenin. Sonrasında telefonu bırakmayı ve gerçek hayatta sevdiklerinizle beraber vakit geçirmeyi unutmayın. Umarım sosyal medyanın gücünü daha doğru ve düzgün bir şekilde kullanırız.