2025 yılı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın tensipleri ile “Aile Yılı” ilan edilmiştir. 2025 yılında, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik çeşitli etkinlikler ve projeler hayata geçirilecektir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Aile Yılı" desteği kapsamında yapılacak yardımlar, 1 Ocak 2025 tarihinden sonra doğan çocukları kapsamaktadır.
1 Ocak 2025’ten sonra doğan ikinci çocuk için her ay olacak şekilde bin 500 lira yardım yapılacaktır.
1 Ocak 2025’ten sonra üçüncü çocuğunu dünyaya getiren anneye ise aylık 6 bin 500 lira ödeme yapılacaktır. Dördüncü çocukta ise yine, 5 bin liralık yardım eklenecektir. Böylece 4 çocuklu bir ailenin hesabına toplam 11 bin 500 lira yatırılacaktır.
Söz konusu yardımlar çocuklar 5 yaşını doldurana kadar devam edecektir.
Yardımlar ailelere kriter gözetilmeksizin verilecektir. Herhangi bir şart bulunmamaktadır.
Bütün bu tedbirler gelecek neslimizin güçlü ve sağlıklı olması için, düşünülmüştür.
Evlenecek ve yeni yuva kuracak gençlere yönelik destek çalışmları yapılmıştır.
Görünen o ki; aile bağları gittikçe zayıflamaktadır. O halde tedbirler alınmalıdır.
Şimdi, Buralara nasıl gelindi, kimse konuşmuyor ancak sonuçları konuşuluyor... Aile kavramı yıpranıyor, yuvarlanıyor, temelleri sarsılıyor... Amma bizim önceliklerimiz var... İşimiz, kariyerimiz, statümüz, Önceliklerimizdir. Uğraşlarımız var Maçlar, emek günü, siyaset, magazin, protestolara katılmak, TV izlemek, dizi seyretmek... Arkası yarınları kaçırmamak, günlük rutin işlerimiz dir. Bu kadar iş içerisinde; Aileyi kim düşünecek? Çocuklar ile kim meşgul olacak? Doğru kreşlere... Oysa çocuk Anne sevgisi ve Anne ilgisini istemektedir.
En çarpıcı olanı ise; parçalanmış ailelerde hayatlarını devam ettirmeye çalışan parçalanmış ailelerin çocukları... Hoş, Aile içerisinde kendi çocukları ile, bir yabancıymış gibi, yaşayan Aile büyükleri gerçeği de önümüzdedir. Böyle olunca parçalanmış Aile çocuklarını, gelecekte neler bekliyor. Hangi sorunlar karşımıza çıkacak bilinmiyor. Bilinen gerçek ayrılmış ailelerin arkasında bıraktığı dram, hüzün, acı ve sorunlar yumağıdır. En acısı kontrolsüz kin ve şiddet. Her gün önlenemeyen şiddet olaylarına bir yenisi ekleniyor. Aile dayanışmamız, geniş aile yapımız yıprandıktan sonra, daha da güçsüzleşti. Önceden dede ile torun aynı çatı altında yaşıyorlardı...
Yeni slogan; Çocuklar kreşe, yaşlılar huzur evine... Ohhh yaşasın özgürlük!
Bunca probleme rağmen; daha değişik sorunlarla sokaklara terk edilmiş çocuklar… ilaveten çeşitli bağımlılık olayları… Kısacası sıkıntı, problem. Sokaklar terk edilmiş, yalnızlığa itilmiş çocuklarla dolu… Birde bunlara ilave organ mafyası, dilendirme mafyası, çocuk sömürüsü her alanda alabildiğine devam ediyor. Daha birkaç hafta önce emniyet birimleri böyle bir oluşumu yakaladı...
Sokağa terk edilmiş çocukların her birinin ayrı bir hikayesi var. Kimi zaman TV sunumlarında çocuklarını arayan ailelerin yaşadığı dramlar gözler önüne serilmektedir. Terk edilen çocukların hikayeleri ise, acılarla doludur...
Neden bu durumlar yaşandı dersiniz!
Hayatın her alanını, olsun önemli değil, bugün yaşanmaya değer mantığındaki insanlar işgal ettiler… Hayat devam ediyor. Rahatlık, vurdumduymazlık, bananecilik, umurunda olmamak, bir başkasının meselesini görmemek, başkalarının acısını hissetmemek zirve yapmaktadır. Toplumsal duyarlılık yaralanmıştır. Benden olmayanın acısı beni ilgilendirmez, mantığı ile karşı, karşıyayız. Toplumsal duyarlılığımız, kendimizden gördüğümüz, kendimize yakın hissettiğimiz insanlar için, geçerli hale gelmiştir. Sokaktaki insanın, yardım çağrısı bile, kulaklarımız tarafından duyulmamaktadır.
Bu sıkıntıları gören devletimiz tekrardan Aile kavramını canlandırmak için tedbirler almıştır. Hem gençlere yönelik, aile kuracaklara destek olma gayreti dikkat çekmektedir. Hem de aile bağlarını güçlendirici bu çalışmaların hayata geçmesi ile bir nebze olsun AİLE kavramı yerli yerine oturtulmaya çalışılmaktadır.
İşte Aile deyince sadece anne, baba, çocuklardan oluşan çekirdek aile anlaşılmaktadır. Oysa bu ailede yaşlıların da yeri olmalıdır. Hatta zayıflayan, hasar gören akrabalık ilişkilerinin de canlanması için gayret gösterilmelidir. Çünkü gelişen teknoloji, insanları yalnızlık gerçeği ile karşı karşıya getirmektedir.
Yaşlı insanlar bir köşede yalnızlığa terk edilmektedir.
Bayram günlerinde bu dağılmışlık acısını yürekten hissediyoruz. Yaşlılar bakım evlerinde, başları yastığa gömülmüş yalnızlık sendromuna çare olarak kapıları gözlemektedirler. Beklentileri sadece yakınlarının kendilerini aramasıdır. O kadar...
İşte Aile bağları ne kadar güçlü olursa, geleceğimiz o kadar güçlü insanlık bağları ile iç içe olacaktır.
Devletin tedbir alması çok güzel bir gelişme. Ancak bu konuda Devletin devreye girmesi de bir o kadar düşündürücüdür...
Sağlıklı nesiller, sağlıklı çocuklar, yaşantılarında Vatan sevgisi, Millet aşkı, Milli ve Manevi değerler ile iç içe oldukları zaman geleceğimize yönelik umudumuz daha da artacaktır...