Amasya şehri benim hayatımda ayrılık kelimesini tüm bedenim ve ruhumla hissettiğim, yaşadığım hayatım boyunca etkisinde kaldığım ''ayrılık'' kavramı ile tanıştığım yerdir. Yine bir Amasya klasiği, sendromu, yaşar oldum. Ayrılık tüm ruhumun derinliklerinde beni çepeçevre kuşattı. Ne kadar acı bir yük. Ne kadar zor bir durum. Anlat anlatabilirsen...
Ayrılığı yüreğinde hisseden bir dostumun sözü ile tanımlamak isterim. ''Dünyalar sizin olsun, ben bir gönüle sığarım.'' Demişti. İşte ayrılık o gönüllerden uzak kalmaktır. Tüm bedeninizle sizi tepeden tırnağa titretir. Sizi alır başka alemlere götürür. Anlatamazsınız, tanımlayamazsınız, sadece göz yaşları tercüman olur.
Oysa gözden akan yaş değil, güvendir, sevgidir, acıdır, özlemdir... Demişti, bir dostum...
Amasya'ya giderken şöyle seslenmiştim büyüklerime
Neden gidiyoruz Sorusuna cevap; Babamın tayininin oraya çıkmış olması. Tayin nedir Anlamadım amma; anladığım ekmek davası. Kısacası Aş ve iş...
Gelirken de yine aynı soruyu sordum. Neden Gidiyoruz
Evet beş yaşında bir çocuğun omuzuna yüklenen bu yükü tanımlamasını bekleyemezsiniz.
Ben bu anları, yaşadığım için, senelerce; kimi zaman, insanlar için bir acının, bir sevincin; tren düdüğü ile özdeşleştiği, ikiz kardeş olduğu o zamanları iliklerime kadar hissederek, tattım .
Amma, kimi zaman; Gidenlerin peşinden ağlayanların, Ağlayan insanların neden ağladığına, kavuşan insanların da neden ağladığına anlam veremedim. Sonuçta; ikisinde de göz yaşı vardı. Sanki, ruhu arındıran, göz yaşı... O gün ki; çocuk aklımla neden gidiyorlar Sorusunun cevabını hala bulamadım... İsterdim ki; kimse ayrılmasın, bu yaşanan acılar olmasın. Herkes yerli, yerinde dursun... Ayrılıklar olmasın...
İnsanların, hallerini anlatmaya kelimelerin yetmediği, boğazlarda düğümlendiği anlar. Dillerin değil, gözlerin, imaların konuştuğu zamanlar. Hüznün, sanki gök yüzünü kaplamış gibi; herkesin üzerine düştüğü kadarı ile, etkilendiği anlar... O anlarda bile; koşuşan, daha, yaşadığı anın ne demek olduğunu bilmeyen; cıvıl, cıvıl etrafa neşe saçan çocuklar... Geleceğin, her anlamda insan için; bir umut olma belirtisini yaşayan çocuklar... Güzel geleceklerin habercileri...
Bu anlattıklarım, benim için de önemlidir. Amasya şehrinde geçirdiğimiz üç yılın; geliş ve gidişinde yaşadığımız anılar...
İstasyonlarda,
Gelenlerin, yakınlarını nasıl sevindirdiğini, dün gibi hatırlarım. Bazen sıcak yaz günlerinde; göz yaşınıza karışmış, tozların çamurlaştırdığı, yüzlerin bir anne; şefkatli ile, yıkandığına şahit oldum. O, anlarda, Kulaklarım, lojmanımıza yakın olan, Kalenin o yüksek yerlerinden gelen; türkü nameleri ile tanıştı. Türkülerin ne kadar önemli olduğunu o gün ki; aklımla anlamaya çalıştım. O sözler, hala kulaklarımda çınlar.
''Gurbet elde bir hal geldi başıma... Ağlama gözlerim Mevla kerimdir.''
''Bir yiğit gurbete gitse...''
Ayrılmak ve unutmak... Unutamadım, unutamadım seni, diye nakaratlar...
Evet, o küçücük aklımla, anlamlandıramadığım bu sözler; beni derinden sarstı. Yıllarca da sarsmaya devam etti. Sanki bu anlar; hafızama, mermere yazılan yazılar gibi, işlenmişti. Gözlerimin, hala ağladığını hissediyorum...
Bugün de ayrılık kavramı ile barışık değilim. Ozanların dillerinde terennüm edilen sözleri, türküleri tesellim oluyor...
''Telli turnam selam götür sevgilimin diyarına...'' Her durum için görev verilen turnalar, burada postacı olmuş.
Çocuklar gurbette olan yakınları için, uçak gördükleri zaman, bağırırlardı. Sanki uçak onları duyacakmış gibi. ''Tayyare babama selam söyle...''
O gurbet o kadar yakıcı ki, selam söylenmeye çalışılan babalar belki bir daha geri dönmedi...
Yakınları gurbetlerde olan tüm dostlara sabır dilerim. Allah sevdiklerine kavuştursun. Ayrılık acısı yaşayan tüm dostlara da ALLAH sabır versin...
Bugün bunları yazmak geldi içimden...