Sevmek..

Birini sevebilmek, ama birini sevmeden önce kendini sevebilmekten geçen iki şerit misali.

Kendini sevemeyen hiç bir canlı bir başkasını da sevemiyor. Ama çok güzel sevdiğini zannedebiliyor.

Walt Whıtman'ın çok sevdiğim bir cümlesi var. ''Kim reddederse reddetsin, bu beni huzursuz etmeyecek.''

Yani vermek istediği mesaj, bizi biz yapan değerlerin başkaları tarafından değil yine kendimiz sayesinde inşa edildiği. Sadece bizim oluşturduğumuz taşlar, sizce başka bir kimse sebebiyle yıkılabilir mi

Kendimizi sevmek, başka bir kimsenin bizi ne kadar çok veya ne kadar az sevdiğine göre değişiyor mu

Yoksa biz, beğenilmeden, onaylanmadan ve bazen bazı durumlarda kabul görmeden de kendimizi yine çok seviyor muyuz

Gerçek kimliğimizi göstermekten ve bazen yargılanmaktan korkuyoruz. Bunu kabul edelim. Biz, bizim bile kendimizde görmek istemeyeceğimiz şeyler bulacak olmamızdan korkuyoruz. Örtbas ettiğimiz bu hislerin, aslında bizi benzersiz kılan şeyler olduğunu hatırlayamıyoruz. Tüm bunları bazen kabul etmesekte, bazen kaçmayı da denesek aslında bunları biz oluşturmadık, zaten hep burada ve içimizdeydi.

Hayatımızın farklı evrelerinde hepimiz bir şekilde maskeler takıyoruz. Bu maskeler her zaman kötülüğümüze olmuyor aslında, bazen ihtiyacımız olan korumayı sağlıyor bize.

Mesela ben, hayatımın en kötü bir durumunu yaşadığımda hemen dik bir oturuş alıp,bir kahve demleyip en onarıcı konuşmaları yapıyorum kendimle. Yani kendime 'kontrol bende' maskesi takarak olayı çözümlemeye çalışıyorum.

Biliyorum ki aramızda yıllarca acı çekmiş, travmalar yaşamış insanlar var. Bu insanlarında 'her şey yolunda' maskesini taktığını düşünüyorum.

Nasılsın sorusuna hep 'iyiyim sen' diye gelen hazır bulunmuş tepkiler gibi.

''İyi değilim, sana ihtiyacım var, kendimi yetersiz hissediyorum'' diyememek gibi..

Dışarıdan bir bütün gibi görünüp, içerisine girdiğimizde hepimiz parça parçayız aslında ve her parçamız çok kıymetli.

Hayatta her zaman kendini tanımak gerektiğini düşünürüm. Bedenini, hobilerini, sevdiklerini sevmediklerini ve daha birçok şeyi.

İnsan kendini okumalı diye söylerim hep, her şeyden önce. Gerçekte kim olduğunuzu öğrenemeden yaşadığınız hayat, risktir bana göre.

Hayatın kenarında durarak, hayattan kaçarak ve gizlenerek yaşamak yerine, görünür olmanın iyileştirici gücünü mutlaka tatmalısınız. Özgün halinizle, açık olduğunuzda sadece kabul etmeyecek insanlar sizi aynı zamanda saklanan diğer bütün insanlara da bir ışık olacaksınız.

Aklınızdaki ''kim olmam gerekiyor'' sorularını bıraktığınızda (çünkü olmak hep bir etiket barındırır) geçici mutluluk sağlar. Oysa ki kendim olmayı seçiyorum dediğinizde bu en doğal halinizdir ve uzun vaadede mutluluk sağlar.

Televizyonlarda, soyal medyada ve dergi kapaklarında gördüğünüz kişiler sizden daha güzel ya da sizden daha çirkin değil. Ben bütün insanların doğasında güzellik olduğunu fakat bununlada kalmayıp, güzel olan sadece görünüşlerinin değil onları oluşturan kimliklerinin de çok güzel olduğuna inanıyorum. Sorunumuz aslında tek bir güzellik aramamızda saklı. Güzelliğin insanın kendisine biçildiğini ve görünüşe indirgenemeyeceğini öğrenmemiz gerekiyor artık. Yoksa bu hayat karmaşasında, bu rakiplik savaşasında, karşılaştırılan insan ilişkilerinde kendimizi kaybedeceğiz.

Kendimizi kanıtlamak için bu karşılaştırma oyunlarının içerisinden çıkmaya karar verirsek, aslında çok daha fazlası olduğumuzu anlayabileceğiz. İnsanız ve bu birkaç fiziksel niteliğe indirgenemeyecek kadar kıymetli bir olgu.

Şimdi eğer var olsun istiyorsan önce kendini var et, sevilmek istiyorsan önce kendini sev ve bir yerlerde birilerini yargılıyor olarak bulursan kendini, yine önce kendini affet.

Sevgilerimle..